“Heathcliff’e olan sevgim ise toprak altındaki değişmez kayalar gibidir.
Görünüşte pek hoşa gidecek yanı yoktur, ama onsuz olmaz. Nelly, ben Heathcliff’im!
O hep, ama hep benim aklımda. Bir zevk olarak değil, tıpkı benim de kendim için her
zaman bir zevk olmadığım gibi, ama kendimmişim gibi, tıpkı o benmiş gibi!”


1847’de Victoria Dönemi’nde yazılan Uğultulu Tepeler, yazıldığı dönemden
beri ses getirmeye devam ediyor. 2026’nın başlarında başrollerinde Margot Robbie
ve Jacob Elordi’nin oynadığı yeni bir film yapımı ile seyirciyle buluşacak olan Uğultulu
Tepeler’in ilk tanıtım fragmanı şimdiden dikkat çekti. Peki Uğultulu Tepeler’i hala bu
kadar popüler yapan ve diğer dönem eserlerinden ayıran unsurlar nelerdir?
Roman, İngiltere’de Yorkshire bozkırlarında yaşayan zengin Earnshaw
ailesinin evlatlık aldığı Heathcliff ile evin kızı Catherine Earnshaw arasında geçen
tutku, saplantı ve acı dolu aşk hikayesini anlatır. Gününün toplumunun statü
endişesiyle Catherine aşkı Heathcliff ile birlikte olmaz ve zengin komşusu Edgar
Linton ile evlenir. Heathcliff yaşadığı keder ve öfkeyi intikam arzusuna dönüştür ve üç
yıl sonra sonra zenginleşerek geri döner. Artık zengin ve kültürlü olan Heathcliff hem
Catherine hem de Linton ailesinden acısını çıkartmak için acımasızca hazırladığı
intikam planını uygulamaya başlar. Catherine’nin hikayesinin sonunda onu trajik bir
ölüm beklemektedir. Catherine’nin ölümünden sonra bile hâlâ Heathcliff’le olan
aşkları sürer. Ancak hikâyenin ikinci kuşak kısmında (genç Catherine ve Hareton)
sevgi ve barış ile intikam zincirine son verirler.


Uğultulu Tepeler’in edebiyattaki önemi
İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Uğultulu
Tepeler’i dönemindeki eserlerden ayıran en önemli unsurlardan biri, romantizm
akımının etkisinde olmakla birlikte gotik bir roman olması. Emily Brontë, romantizm
akımının doğanın büyüleyici ama aynı zamanda ürkütücü, melankolik, bireysel ve
özgür yanlarını bize hissettirirken gotik romanın kasvetini, ölümün keskin varlığını ve
doğaüstü imgeleri de hissettirir. Romantizm etkisiyle sadece aşk yüceltilmez, intikam
ve acı içindeki aşk gözler önüne serilir. Hikâyenin geçtiği sert İngiltere bozkırları bile
bu havayı okuyucuya hissettirir. Sayfalar ve beraberinde hikâye ilerledikçe okuyucuyu
daha da etkisi altına alan gotik hava da Uğultulu Tepeler’in ayrılmaz bir parçası.
Kitaptaki kahramanlarımız sadece tek tarafı, iyiyi veya kötüyü temsil etmez.
Hepsinin içindeki iyiyi, kötüyü, acıları, hırsları, kimlik çatışmalarını okurken hissederiz.
Karakterlerin bu karmaşık iç dünyaları dönemin klasik kahramanlarına göre çok eşsiz
ve derindir. Karakterleri okurken ve yorum yapmaya çalışırken kalıplara sığdırmak
pek de mümkün değildir. Heathcliff ve Catherine’i klasikleşmiş roman
kahramanlarından ayıran yönlerden biri de onların acılarının bile katmanlı olmasıdır.
Aşkları, arzuları, vazgeçtikleri ve feda ettikleri her biri ayrı bir tartışma konusudur ve
iyi-kötü karakter kalıplarından çok uzaktadırlar.
Kitabı derinleştiren diğer özelliklerden biri de çift anlatıcılı olmasıdır. Hikâye
kitaptan iki karakterin (Mr. Lockwood ve Nelly Dean) iç içe geçmiş bakış açılarıyla
anlatılır. Çerçeve hikâye tekniği ile yazılan Uğultulu Tepeler, çok katmanlı olması ile
gizemini daha da arttırarak okuyucuyu içine daha çok çeker. Bu da Victoria
Dönemi’nde alışık olunmayan ve kitabı eşsiz kılan diğer özelliklerden biridir.

Kitaptaki sınıf farklarının, cinsiyet rollerinin ve onların getirdiği bazı kaçınılmaz
sonların varlık ve intikam temaları üzerinden işlenmesiyle Victoria Dönemi
İngiltere’sine ağır bir eleştiri vardır.
Edebiyatta zamansız bir eser olmasının yanı sıra film sektörünün gelişmesiyle
birlikte birçok kez sinemaya da uyarlanmıştır. Uğultulu Tepeler’in edebiyatta bıraktığı
eşsiz izlerden bahsetmişken filmlere konu olma sebeplerinden de bahsedelim.


Tutkulu, ölümsüz ve sarsıcı aşk teması
Catherine ve Heathcliff’in aşkı klasik romantizm anlayışından çok uzak, çok
daha sert ve zarar verici derecede tutku doludur. Catherine’in meşhur sözü “Ben
Heathcliff’im” bile kendi başına konuşmaktadır. Ayrı bedenlerde tutsak kalmış
zorunda olmalarına rağmen hala tek bedende ve ruhta birbirlerine bağlı olduğunu
göstermektedir. Catherine’in ölümünden sonra bile Heathcliff’in onun sesini etrafında
duyması ve hissetmesi klasikleşmiş aşk kalıplarının ötesindedir. Doruklarında
yaşadıkları imkânsız aşk temasını okuyucuya da izleyiciye de başarılı bir şekilde
hissettirmektedirler.


Heathcliff’in yarattığı intikam hikayesi
Aşkının yarattığı keder ile planladığı intikam zinciri nesiller boyunca devam
eder. Heathcliff hem kurbandır hem de bu intikam planının yaratıcısı olan kötü adam.
Soylu ve zengin olan Linton’dan intikam almak istemesi de toplumsal statü
değerlerine bir tepki, dikkat çekmedir. Aynı zamanda bu plan derin bir dram ve gerilim
hikayesinin köklerini oluşturur. Filmler için oldukça kullanışlı ve izlenme potansiyeli
yüksek bir drama örgüsüdür.


Kasvetli ve Gotik atmosfer
Romanın anlatıldığı mekân olan İngiliz bozkırları, sert ve fırtınalı bir ortamdır.
Mezarlık, rüzgârlı ve kasvetli tepeler, öfkeyi ve acıyı gözler önüne serer. Bu özellikler
sinema filmleri için kaçırılmaz malzemelerdir. Yönetmenlerin kendi tarzlarına
uyarlamalarına ve kendi çekimlerinin görselliklerinin eşsizliğini sergilemeye izin verir.
Zamandan bağımsız işlenen insan duyguları
Romanda işlenen hırs, ölüm, sınıf çatışması, kıskançlık, özgürlük temaları onu
zamansız kılar. Bu temalar 1800’lerdeki önemini hala günümüzde de korumaktadır ve
insanlık var oldukça da koruyacaktır.
Uğultulu Tepeler, insan olmanın duygusal etkilerini her açıdan anlatan bir
eserdir. İnsan ruhuna dokunduğu için günümüzde de popülerliğini korumaktadır.

Emily Brontë ve feminizm
Emily Brontë’nin feminist edebiyattaki yeri de büyüktür. İlk baskıda takma ad
kullanılmasına rağmen Emily’nin ölümünden sonra kız kardeşi Charlotte romanın
ikinci baskısını bastırırken Emily’nin gerçek adını kullanmıştır. Yazarın romanını
yazdıktan sonra yayınlarken takma ad kullanmak zorunda kalmasının temel sebebi
de Brontë kardeşlerin yaşadığı Victoria Dönemi’nde kadınlara ve kadın yazarlara
karşı olan toplumsal ön yargılardır. Victoria Dönemi adını Kraliçe Victoria’dan alır.
İngiltere’nin sanayileşip zenginleştiği ve dünyanın en güçlü ülkesi olduğu zamandır.

Bu maddi ve siyasi yönden yaşanan parlama döneminin aksine kadınların toplumdaki
yerinde ciddi eksiklikler vardır.
Kadınların alabildiği eğitim “kadınsı eğitim” adı altında müzik, dikiş ve nezaket
derslerinden ibaretti. Entelektüel ve bilgi dersleri sadece erkekler için önemli ve
gerekli sayılırdı. Kadınların intikam, hırs, toplumsal çatışmalar gibi konulardan
bahsetmesi doğru değildi çünkü bunlar “erkeksi” konulardı. Zengin ve soylu ailelerin
kızlarının çalışması ayıp sayılırdı. Toplumun kadından beklentisi, nazik ve itaatkâr bir
eş ve anne olmasından ibaretti. Ama Brontë kardeşler erkek takma adları ile
toplumsal baskıdan uzak bir şekilde fikirlerini halka ulaştırmışlardır.
Emily Brontë aşk, intikam, hırs ve nefret gibi güçlü duyguları kaleme alarak
günümüz kadın yazarlarına öncü olmuştur. Feminist edebiyata öncülük etmiştir ve
Uğultulu Tepeler de onunla yaşayıp hep canlı kalacaktır.